7 Aralık 2015 Pazartesi

KİMİN DOĞRUSU EN DOĞRU ?



"Vaktin birinde padişahın biri bir rüya görmüş. Rüyada denizin dibinde geziniyormuş. Uzakta dev bir karaltı fark etmiş. Karaltı ona seslenmiş;

"Yaklaş ve beni gör. Benim mahiyetimi kavrarsan saadetin en büyüğüne ulaşacaksın." Padişah tam yaklaşmaya karar vermiş ki o anda uyanmış. Uyanınca meraka kapılmış. 

Acaba gerçekten denizin dibinde böyle bir şey var mıydı? 

Bu nasıl bir rüyaydı ve niçin ona yaklaşamamıştı? 

Sonunda dalgıçları toplamaya ve bu işin mahiyetini öğrenmeye karar vermiş. "Kim bana deniz dibinde gördüğüm şeyin resmini çizebilirse ona yeryüzünün en büyük ödülünü sunacağım" diye ferman çıkarmış ve bunu tellallar aracılığıyla tüm memlekete duyurmuş. 

Dünyanın dört bir yanından dalgıçlar gelmiş. Her gelen dalgıç, verileceği bildirilen ödüllere bir an önce kavuşmak arzusuyla suya dalarak deniz dibindeki karaltının neye benzediğini anlamaya çalışmış. Sayısız dalgıç denize dalıp çıkmış.

Kimisi, "O bir hortumdur" demiş; kimisi, "O bir sütundur" demiş; kimisi, "O bir kamçıya benziyor" demiş; kimisi, "Yayvan bir et parçasıdır" demiş; kimisi de, "Yan yana iki hançerdir" demiş. 

Her dalgıç, kendi gördüğünün doğru olduğuna yemin ediyormuş. Padişah ise söylenenlerden bir türlü tatmin olamıyormuş. Çünkü onun gördüğü karaltı dalgıçların söylediği bütün şekillerinden çok farklıymış. Sabırla, onun tamamını kavrayacak ve onu olduğu gibi tarif edecek bir dalgıcın çıkmasını bekliyormuş. 

Sayısız dalgıç denizin dibine dalmış, çıkmış. Hiçbirinin söylediği tam olarak diğeri ile örtüşmemiş. Sonunda danışmanlarından biri bu parçaları birleştirmeyi akıl etmiş. Bütün parçalar yerli yerine oturtulunca gövdesi, başı, kuyruğu, hortumu, sütun gibi ayakları ile ortaya bir fil çıkmış. Danışmanı çizilen resmi padişahın önüne koyunca, padişah büyük bir heyecanla "Evet işte benim gördüğüm buydu!' demiş.

Çocuklar: 

"Peki, padişah kime ödül vermiş?" diye sorunca yaşlı bilge, onların gözlerinin içine bakarak, şu cevabı verir: 

“Bakın çocuklar, siz de o acemi dalgıçlar gibi tek unsurda kalıyorsunuz. Bunu aşın. Eşyayı önce bir harf olarak algılayın, sonra bütüne ulaşın. Eğer 'A' ya 'A' derseniz, o kendisinden başka bir şey ifade etmez. Ama onu bir harf olarak görürseniz o hem alfabeyi, hem katibi, hem kendisini göstermiş olur.” 

Çocuklar bu yanıt üzerine: "Yani herkese ödül mü verilmiş?" diye sorunca Yaşlı bilge; 

"Bundan size ne?" diyerek sözlerine devam etmiş: 

"Siz eğer ödüllere takılış kalırsanız bu hikaye size hiçbir şey anlatmaz. Şimdi ben size sorayım: Fili sütuna benzeten yalan mı söylemiş oldu? Yahut 'Fil bir hortumdur' diyen padişahı aldattı mı? Ya onu hançere benzeten? Hayır, herkes kendi algılama kapasitesince onu kavrayabildi ve öyle anlattı. Kimse yanlış bir şey söylemedi. Ama hepsi eksik söyledi. Çoğu doğrular da böyledir. O yüzden size göre olan, ötekine göre değildir. Eğer doğruları üst üste koyabilir ve onlardan bütün meydana getirebilirseniz gerçeğe ulaşmış olursunuz. Ama gerçeği asla tam olarak bilemezsiniz. Mutlak ve sonsuzu ne kadar kavrayabilirsiniz ki?

Tabi böyle olunca sizin doğrularınız size, ötekilerin doğrusu onlara ait kalır ve herkes kendi doğrusunu daha sevimli bulur. Herkes kendi doğrusunda ısrar edince de çatışma başlar. İşin özü budur." der.

Kaynak: Adem Özbay, Krizleri Fırsata Çeviren Başarı Öyküleri, 2009.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder